Bol oversharingli ve aşırı lüzumsuz bir yazı ama bilmiyorum, içimden geldi. Gergin hissediyorum ve belki de uyusam iyi olacak.

Bir ara şarkı sözü yazmaya çalışıyordum. Tuhaf, biliyorum. Nazik'in şarkı sözü yazmakla nasıl bir alakası olabilir ama insan kendini farklı şekillerde de ifade edebilmek istiyor. Ne zaman kendimce ufak besteler yapmaya çalışsam kafamdan çıkmıyorlar ve bundan çok rahatsız oluyorum. Yaşlanınca bunasam bile aklımdan çıkmayacak derecede zihnime yerleşene kadar öylece tekrar ediyorlar kafamda. Bu yüzden insanlara sunacak kadar iyi olsalar bile aynı şarkıyı çok fazla dinleyince büyüsünü kaybetmenin benzer etkisiyle kendi bestemden çok sıkılmış olacağımdan şarkı olarak çıkarmazdım. Bu açıdan bakınca benden cidden müzik sanatçısı olmaz ama işte Nazik de ne yapsın, sıkılmış yine bir gün bir şeyler yazmaya çalışmış. Bir şeyleri elimden geldiğince anlaşılmayacak şekilde ama çok da asıl anlamından koparmadan farklı kavramlar altına gizlemeyi seviyorum ve yabancılaşma/aidiyet duygusunun eksikliğiyle ilgili bir şeyler yazmak istedim. Benim temelim bu sonuçta, Nazik o yüzden bir uzaylı zaten. Dünyada aidiyet duyduğu bir insan, bir mekan veya bir zaman dilimi yoksa belki de başka bir gezegene aittir? Kendimce yabancılaşmayı uzaylılığa çevirdim ama bu yeterince gizli değildi. Uzaylı çizerken anten eklemeyi seviyorum bu yüzden oradan ilerleyebilirim gibi hissettim. Antenleri olan bir hayvana ihtiyacım vardı ve tercihen yeşil olmalarını isterdim. Aklıma gelen tek örnekse tırtıllardı ve bu satırı yazmak bile beni garip hissettiriyor. Birkaç yıl önce rüyamda lavabomun zemininde dans eden renkli ve kocaman tırtıllar gördüğümden beri eskisi gibi bakamıyorum tırtıllara. Bir zararları olmadığını biliyorum ama elimde değil, tiksiniyorum. Ciddi anlamda midem bulanıyor. Oysa böceklerden ve örümceklerden çok hoşlanırım ama tırtırllar böyle bir istisna maalesef benim için. Bu yüzden kesinlikle tırtıl kullanamazdım, ben de başka antenli hayvanlara baktım ve salyangozlara denk gelince hoşuma gittiler. Hem antenleri var hem de spiralleri çok tatlı ve spirallere bayılırım. Eskiden ne zaman bir yazıyı veya çizimi mahvetsem üzerini spirallerle kapatır, onu bir hata düzeltme aracı olarak görürdüm. "Tüm hatalarını spirallerle kapatamazsın." gibi bir cümle vardı dokuzuncu sınıfta kullandığım eskiz defterlerinin birinde. Bir de ben onuncu sınıfa kadar salyangoz mu yoksa saylangoz mu bilmiyordum ve sürekli karıştırıyordum. O açıdan da özel bir yanları var bende diyebilirim. Bir kere ilkokuldayken parktan birkaç salyangoz kabuğu toplayıp eve getirmiştim. Sabah bir uyandık ve sadece kabuk olmadıklarını feci bir yoldan öğrendik. Tüm evde dolaşmış, her yere sümüklerini bırakmışlardı. Bir kere babamla bir avm çıkışında kocaman bir salyangoz görmüştük ve yolun ortasında ezilmesin diye kenara almıştık, onu da hatırlıyorum. Dahası da var ama bu kadarı bile salyangozları yabancılaşmayla ve kendimle özdeştirmeme yetti. Paranoyaklaştığım sabah kullanıcı adımı değiştirmek istediğimde de bu seçim çok mantıklı geldi. Salyangozlarla gili şarkı sözü falan da yazmadım. Onun yerine iki mavi tokama bir şeyler yazmaya çalıştım ama başarısızlıkla sonuçlandırıp başka bir evrende müzik yapmasına izin verilmeyen Nazik'in parmakları, gitarı ve babası haklında bir şeyler karaladım o kadar.

Okuyan varsa çok teşekkür ediyor ve huzurlu bir gün/gece diliyorum.
Comments
Displaying 0 of 0 comments ( View all | Add Comment )