Bir ara, Anita'nın gözlerinden yaşlar geldiğini gördüm. Sarhoşluk kadınlara çok zalim davranabiliyordu bazen. Hafızanın en karanlık odalarını aydınlatan bir projektöre dönüşebiliyordu. Kendisine baktığımı hissetmiş olacak ki kafasını kaldırıp en derinime baktı. Bir şey göremezdi tabii. Çünkü belli bir derinlik seviyesinden sonra ışık yoktur. Çocukça sırrını söylemek istedi. Ağzı oynadı. Ve belki söyledi, belki söylemedi. Ama birkaç saniye hareket eden dudaklarının yanında hoparlörlerden çıkan müziğin yüzünden en ufak bir ses gelmedi bana. Ya da hiçbir kelime çıkmamıştı ağzından. Sadece sırrını dudaklarıyla düşünmüştü. Hepsi bu. Sonra sarıldı bana. Başını göğsüme dayayıp biraz ağladı. Her şey sessiz bir film gibiydi. Sadece müzik vardı, duyulan. Gerisi sağırlar için bir tiyatro... Kim kimi duymuştu ki zaten, bugüne kadar? Kim kimin çığlığına koşmuştu ki? Komşularının hıçkırıklarını duymazdan gelen insanların kaderinde sessizce ağlamak vardı. Dünyada yardım istenecek kimse yoktu. Hiçbir zaman da olmamıştı.
Kinyas ve Kayra
2 Kudos
Comments
Displaying 1 of 1 comments ( View all | Add Comment )
vargøv
Harika eserden güzel bi' kesit.