Artem's profile picture

Published by

published
updated

Category: Writing and Poetry

My Poems#2

Atlas of the Sky

I gaze—as though in search of something,

A purpose, a pageant, a defiance, a decaying law—

An entropy

As though life still clung to me,

I gaze—not at stars, but into the void within,

Where breath decays, and time—unchanged—lies still.

The scent of rot clings to my lips,

A mildew memory, a hushed and hollow chill.

Delirium walks unclothed,

Its silent footfalls echo in my skull.


It fades,

   it fades,

       it fades—

Like shadows once cast by hope’s extinguished flame.

In this room of aching hours,

Youth wept, unloved, unnamed.


I gaze—not at heavens, but the darkness of my soul,

No dawn has ever graced this frame of stone.

Only the echo of weary walls,

My voice returned, hollow, grown old and cold.


A pain, perhaps, or mildew, or rot—

It clings to breath like a thorn,

And sinks, with nightfall,

Deeper into the bone.


Time gnaws not these stones—

And madness, unclothed, sits beside me still.

Again and again and again

Patience lies bare, stripped of grace,

And hope, she fades—softly, thrice—

She fades,

    she fades,
 
        she fades...


No sun likes my skin, my soul

No voices stir these airless tombs.

Only the cry—O Heaven!—

Of a captive soul,

Whose dreams withered ‘neath iron moons.


And lo! from yonder broken halls

A murmur creeps, a prisoner’s breath,

"Art they out there any freer than I,

Entombed within Death's hollow arms?"


//TR//


Gökyüzü Atlası

Bakınırım—sanki bir şey arar gibi,

Bir gaye, bir tantana, bir isyan, çürüyen bir kanun—

Bir entropi,

Sanki hayat hâlâ tenimde dolanırcasına

Bakınırım—yıldızlara değil, ta içimdeki boşluğa,

Soluk çürür orada, zaman ise sabit, kımıldamaz.

Çürümenin kokusu yapışıktır dudaklarıma,

Bir küf hatırası, sessiz ve ürperten bir soğuk.

Delilik yürür çıplak ayakla,

Sessiz adımları döner kafamın iç duvarlarında yankı misali.


Soluyor,

   soluyor,

      soluyor—

Bir zamanlar umudun sönmüş ateşinin düşürdüğü gölgeler gibi.

Bu sancılı saatler hücresinde

Gençlik dediğin şey, mahzun—müşfik görmemiş, nâmı paramparça

Belki beyhude düşlerin eşiğinde eğilmiş.

Görmeden geçmiştir mevsimler,

Görülmemiştir gözleriyle ne yaz ne sevda.


Bakınırım—semaya değil, ruhumun karanlığına,

Hiçbir fecir değmemiştir taş çerçeveme.

Yalnız yorgun duvarların yankısıdır kalan,

Sesim geri döner—boş, yaşlı, soğuk.


Bir acı belki, ya da küf, ya da çürüme—

Yapışır soluma bir diken gibi, -boynumda albatros!

Ve iner, geceyle birlikte,

Kemik iliklerime dek.


Zaman kemirmez bu taşları—

Delilik, çıplak hâliyle, yanımda oturur hâlâ.

Ve gene,

ve yine,

ve tekrardan,

Sabır soyunmuş, zerafetinden yoksun.

Ve umut—usulca, üç kez—


Soluyorum,

   soluyorum,

     soluyorum...


Ne güneş sever tenimi, ne de nefsim,

Hiçbir ses kıpırdamaz bu nefessiz türbelerde.

Sadece bir feryat—Ey Gök!—

Bir tıkılı ruhun ağıdı,

Demir ayların altında solmuş düşlerin yankısıdır kalan.


Ve işte! o harabe dehlizlerden

Bir mırıltı süzülür, bir nefh gibi, bir figan gibi

Yükselir, duvarları yaran bir nidâ:

“Dışarıdakiler, bizden daha mı hür,

Ölüm’ün kucaklarında gömülmüş kimselerken?”  

Ölüm’ün kucaklarında gömülmüş kimselerken?”



0 Kudos

Comments

Displaying 0 of 0 comments ( View all | Add Comment )