Yazmak istiyorum. Yazmak istiyorum. Çok tuhaf biri olmaya başladım.
Açlık’ın ilk iki bölümünü okudum. Kaldı geriye iki bölüm. Anlatımını gerçekten çok beğendim, deli birini okumak garip bir şekilde hoşuma gidiyor. Kitabı beğenmeme rağmense kitap akmıyor. İlerlemiyor bir türlü. Bahçede okulun arkasında sesli bir şekilde okumaya başladım kitabı. Sesli bir şekilde kitap okumayı seviyorum, özellikle de birinci kişi ağzından yazılmışsa. Kendimce anlatılan duyguları seslendirmeye çalışmak hoşuma gidiyor. Bazen de okuduklarıma ufak aralar verip olanlara dair yorum yapıyorum. Arada tiyatroya mı atılsam diyorum da her seferinde üzerine düşünmeyi reddediyorum. Benden oyuncu olmaz. Yine de kitap okurken, şarkı söylerken rollenmeyi seviyorum. Evet; açım, beş parasızım, yatacak yerim yok ve delirdim! Kitabı okuduğum süre boyunca ben oyum. Ana karakterde pek bir sanat kaygısı göremesem de yazdıkları da sanatın bir formu sonuç olarak. Geleceğimi oynuyor olduğumu düşünmek ürpertici. Şarkı söylerken de ayrı bir triplere giriyorum. Hele de duşta. Kimsenin beni görmediği zamanlar nadir oluyor ve biri de duş aldığım günler. Evde odamda yalnız kalabilmek ah benim için ne kadar büyük bir lütuftu! Kendi kendime konuşabilmek ve evde babam olmadıkça bağırabilmek! 1+1 evime çıkıp bir nebze de olsa özgürleşmeye can atıyorum. Şarkı seçimlerimi annem pek onaylamıyor ama olsun o kadar. Ergenim ben, dinlemeyeyim mi Linkin Park? Dinleyeceğim tabi ki ve söyleyeceğim de. I’ve given up! Kardeşim sürekli olarak şarkı söylememden rahatsız oluyor. Nadiren buluştuğumuz için bir şekilde yatıştırabiliyorum ve meleksi sesimi dinlemek zorunda kalıyor ama evde kaldığım zamanlar susmam için çok şey verebilirdi. Kardeşimi özledim.
Kitap akmıyordu dediğim gibi. Kalkıp biraz dolaşayım dedim. Elimde kitapla yürümek ve aynı anda yazanları okuyup anlamaya çalışmak zorladı biraz. Bir halsizlik var üzerimde, arada tökezliyor ve dengemi koruyamıyordum. Sarhoş gibi. Ne oluyorsa bana? Yine de öyle bir sağa bir sola yürüyüp durdum. Basketbol potasının önünde bir kozalak duruyordu. Dik duruyordu, o yüzden ilgimi çekti. Birinin onu oraya koymuş olması lazımdı. Yürümeye ilk başladığımda kozalağın yanına vardığımda onu tekmelemeyi düşündüm. Tam bacağımı öne atacaktım ki vazgeçtim. O kozalağın orada dikiliyor olması hoşuma gitmişti. Niye tekmeleyeydim ki? Yuvarlanıp gitse onu tekrar dik bir şekilde koyabilirdim ama aynı yere koymuş olmayacaktım. Kitaptan gözümü ayırdığım iki saniyede bu çok gereksiz şeyleri düşündüm ve kozalağı ellemeden turlamaya devam ettim. Bir süre sonra bir kedi geldi kahverengi ve beyaz renklerinde. Gözleri sarıydı ve burnu, patileri pespembeydi. Yerde sürtünmeye başladı ve onu okşamama pek fırsat vermedi. Bir sokak kedisi olmak için fazla bakımlı ve temiz görünüyordu. Kendimi evinden kaçmış olduğuna inandırdım. Biraz etrafta gezindi ve sonra ortalıktan kayboldu.
Arada kitaptan kafamı kaldırıp kendi kendime bir şeyler düşündüm. Kafam meşgulken dikkatimi kitaba vermek zor oluyor. Küçük molalarla kendimi oyaladım. Hadi biraz ventleyeyim, çok ısrar ettiniz. Ben ne zaman böyle sevilmeye değer biri olmadığımı düşünmeye başladım anansı satayım? İnsanlar beni niye sevmesin ki, sevilen onca insan varken? Ama niye sevsinler ki? Çok sıradan bir insanım. Yoldan insan çevirsen kolaylıkla bir başka Nazik bulabilirsin. Bilmiyorum. Birini neden seversin? Ben sevdiğim birini neden severim mesela? Birini değerli kılan nedir benim gözümde? Ya da benim değerimi başkalarının gözünde belirleyen ne? Ne yani, ne? Hak ediyor muyum mutlu olmayı? Mutlu olmak hak edilmesi gereken bir şey mi? Kaba saba, kibarlık ve insanlıktan yoksun insanlarla çevrili olduğum için mi bu hale düştüm acep? Normal saymam gereken insan ilişkisi nedir? Bilmiyorum! Kitaba verdiğim molaların birinde şöyle ufaktan bir iki gözyaşı akıtıldı… Niye ağlıyorsam? Gram fikrim yok.
Tuhaf. Olanlar çok tuhaf. Nasıl karşılamam gerektiğini bilemiyorum.
BİLİYORUM. BİLİYORUM. Fazla abartıyorum. Neden bunu bu kadar büyüttüğümü bilmiyorum ama uzun bir süre de büyütmeye devam edeceğime eminim. Professional overthinker. ÇOK TUHAF YA. GARİP. ALIŞILMIŞIN DIŞINDA. BEKLENİLMEYEN.
Ortada bir şey yok bile belki de. Fazlasıyla kolay etkileniyorum.
Yurda geri dönerken yurt müdiresini gördüm. İki gündür okula gitmemem onu şaşırtmış olacak ki daha iyi olup olmadığımı sordu. He, dedim. Yurda yürüdüğüm iki dakika boyunca da kendi kendime bir şeyler fısıldandım. Arkadaşlarım bunu garip buluyor. Bir ara çok şarkı dinlediğimi söylemişti biri. Gözlemlerine göre düşüncelerimi kapatmak için sürekli şarkı dinliyormuşum. Alakası yok. Ben de dedim ki ben düşündüğün kadar fazla dinlemiyorum. Odada olmadığım süre boyunca evet şarkı dinledim ama büyük bir kısmında da kendi kendime konuştum. Dedi ki o daha kötü. Niye? Kendi kendine konuşmakta yanlış olan ne? Deli olduğumu zannediyor.
Akşama kadar kitabı bitirip iki kitap raporu yazmam gerekiyor. Çok sıkıcı!!!!
Comments
Displaying 0 of 0 comments ( View all | Add Comment )