ihtiras

1

En intihara meyilli olanlar entelektüel intihardan en çok korkanlardır. İliklerine kadar düşünce kemiklerine kadar duygu taşıyanlar geceleri geç yatar, ciddi ilişkilerden kaçarlar. Sözleri uzun uzun birbirlerine dolar, yalandan kaçınırlar.

Gerçeğe taparlar hepp kanayan bir yarayla gezerler aramızda. Sık sık dalarlar bilincimizin içine. Cevap verilemeyecek sorular sorup sinirimizi bozarlar. Düşüncesi engin olan değil senin dengin.

Thanks for reading Ihtiras! Subscribe for free to receive new posts and support my work.

İntihara meyilliler intihar etmemek için her yolu denerler. Tırnaklarını boyamaktan bileklerini kesmeye kadar.

İntihara meyilli olanlar ölmeden intihara inanmazlar. Durmadan inkar ederler tüm eylemleri düşünce de gizlerler.

Yetersiz bilgiyle bir kimlik gizler, fazla bilgiyle bıçaklarını bilerler.

Onlar tüm hastalara intiharı tavsiye eder, kapısına kadar gelen doktora aşık olur.Onlar avuçlarını alınlarına dayayıp sonra duvara kafa atarlar. Onlar iğrenç olurlar sadece mideni kaldırırlar. Onlar su olsa içmezsin. Yemek olsa yemezsin ama zevkle sikersin.

Onlar hayatı sevince çocuğa dönerler. Ne yapacaklarını bilemezler durmadan titrerler. Konuşmazlar bir köşeden izlerler. Tırnaklarını en dibinden keserler ki dokunduğu ner yerde canı acısın. Onlar zalim ve de alimdirler. Dolmasını bilirler ve kendi iç organlarını boşaltırlar saatlerce. Bir dumanla dışarı atarlar ciğerlerini. Bir şiirle bitirirler sevdaları. Gözleri görmez onların takmazlar gözlük de. Sözleri bitmez onların susarlar yine de. Karınları acıkmaz onların.

Sahi intiharcilarin karnı acıkır mı?

İntiharcı yeteri kadar itinalı olmalı, yoksa hasar gelir, anam babam vardı onların itibarı.

İntiharcı geçen gün bizim ceşmeden su içti. Onu görünce küt küt çarptı kalbim. intiharcının çenesinden damlayan sular kan gibi yoğun aktı. O gidince arkasından ben de kandım suyuna . Su ikimizi de arındırmadı günahımızdan. Abdest alsam geçer belki ama sol kolum yok. Sol kolumu yıkamazsam abdestim tam olmaz. Sağ kol kimselere yetmez anasını satayım.

El açıyorum tanrıya sadece bir el. Bir el duayı kabul ettirmeye yetmez. Ayak açsam tanrıya güler mi bana?

Geçen gün yine çıkmışım sokağa. İbnenin biri açık bırakmış cânım ceşmemi. Günlerdir bekliyorum geri gelmesini. Öfkem azaldı intiharcıyı görünce gözlerim.

Yine gelecek biliyorum; intiharcılar hep gelir. Aynı yerlerde takılırlar. Aşk doludurlar ama ölüm kokarlar yaklaşasın gelmez uzaktan bak. Bu sefer yaklaşacağım ama. Onun gözlerini aralayacağım bu sefer.

İntiharcılar asla ilaç kullanmaz. İlaç kullanan bir intiharcı saniyesinde intihar olmuştur. En iyisiyse ilaç yanlış olduğunda. İlaçlarımdan katsam ceşmenin suyuna da gelse koynuma intiharcı. Uzansa üzerime uzun uzun, kemiklerini saysak sonra da benim parmaklarımı. Kolumu kaybettiğimden beri ayakkabılarımla uyuyorum. Bir parmak daha kaybedemem. Ama kutudaki kedi misali ayak parmaklarımın bilgisini kaybettim bu süreçte. İntiharcı saymalı tüm parmaklarımı teker teker. İntiharcı öldürmeli beni ben uykumda uyurken.

İntihara hamile kaldığımdan beri değil aklımda heceler. İntiharcı durmadan adımı sayıklıyor, ama seçemiyorum kelimeleri adımı sadece tınısından tanıyorum. İntiharcının sesi ne söylerse söylesin hep paslı ve flörtöz.Zaten hamile değilmişsin gibi.

İntihara hamile olmak kolay değil diyorum sık sık intiharcıya. Bakmıyor bile gözlerime ben konuşurken. Geçen gün yapıştım boğazına hırsla ancak çok hoşuna gitti intiharcının bu manevra.

İntiharcı durmadan aldatıyor beni ölümle. Onu kesik görünce diyorum ‘gözüme görünme’. Görünmüyor da ama ben hep onu geri istiyorum. Geçenlerde saatlerce siktim onu. Kaldırıp kafasını bir kere bakmadı bakışlarıma. Tek kolumla dengede durmakta ne kadar zorlandığımı görmedi bile. Güzeldi yine de. Ölüm ve doğum arasındaki ince çizgide sallanıyoruz.

Geçenlerde onu yakaladım boynunda yeni aldığım fularla. Garip bir düğüm yapmış aklınca kendisini asmakta. Hiç bu kadar sinirlenmemiştim ona. Fularımdaki düğüm ütü ister şimdi aptal sabırsız ibne.

Dedim ki intiharcıya ‘madem hayatı istemiyorsun kolunu bana ver.Böylece abdest alabiliyim ki ben de ölebiliyim’ Vermedi kolunu, bencil olur intiharcılar.

İntiharcılar taparlar kendilerine, kendilerini o kadar değerli sanarlar ki ölümlerine bir anlam atarlar. Herkes onları öldürmek istiyordur-kendileri de dahil- ve ona rağmen yaşarlar. Resmen pisliğine.

İntiharcılar tren garlarını çok severler, bir gün atarlarsa diye her gün giderler. İntiharcılar duygularını acıyla gizlerler. Hep daha derine inerler.

Çok severim intiharcımı, yarım yamalaklığıyla, binlerce düşünceli halleriyle, histerik titreyisleriyle. Benim gibi fırsatçılar hep intiharcıların üzerinde.

2

Ölü doğan çocuğun masalını duydun mu? Sancılı bir doğumdan bahsetmiyorum çocuk ölü doğmuş ve gömmüşler sonraki gün p*c babası çalmış mezarından. Çocuk yemiş yemiş büyümüş adam olmuş. Bir sürü sevgilisi bir sürü çocuğu olmuş ve bir gün doğmuş. Kucağına aldığı çocuk aynı onun gibi bakıyor kuş gibi şakıyormuş. Çok sinirlenmiş piç baba piç çocuğuna . "Madem kanarya gibi şakıyorsun uç da o zaman." Gökdelenin tepesinden 2 günlük bir bebek. Ölmemiş bebek ama. O bebek işte benim. Kalbimin yumuşaklığıyla düşüşü hafifletmişim. Geçenlerde istemeye geldiler babam diyor ki attım gitti. Dedim baba sırası değil. Öyle kaçtım ben de işte evden. Elin delisinin, deli oğlunun karısı olmaya gelmedim bu dünyaya.

Tanrı beni kalbimin yumuşaklığını kullanıyim diye kurtardı o cakıldığım zeminden. Bir erkeğin gururunu okşayayım diye değil. Soğuk ülkelerinin cehenneminin soğuk olduğunu bilir miydin? Yüksek evlerin cehhennemi daha da yükseklerdir. Ne mirasta gözüm ne kariyerde. Fakir fakir geziyorum ve bir kere bile açlığı tatmadım. Afedersin düşüncelerimin kokusunu alabiliyor musun?

Bakışların hiç hoş değil farkında mısın? Benden uzun olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun kesinlikle aynı boydayız. Ben hassas biriyim evet yer çekimi beni bir tık fazla çekmiş. Göz kapaklarımı kaldıramadığımın da farkında mısın? Senin gözlerin neden hep açık? Hiç görmüyor musun?

En sevdigin renk ne? Benimki kırmızı tabii, nasıl da zarif. Kanın kokusunda bir parfümün hala üretilmemş olması çok gülünç eminim bir cok intiharımsı isterdi kan kokusunda yürümeyi.

Yürümeyi sevmez misin? Ayakların mı yok? Gözlüğüm yok tarif et neye benziyorsun bugün.

Ya ne sıkıcısın, uza. Uza ki bana gerçekten tepeden bakasın.

Kızma bana bilmiyor musun içimdeki kasırga. Her şeyden çok seviyorum seni ve çok nefret ediyorum beni hayatta tutan her şeyden.

Her saçımı kestiğinde keşke boynuma indirse makası derken buluyorum kendimi. Seni ne kadar çok sevdiğimi böyle zamanlarda görüyorum sevgilim.

Sustuğumda beni duymanı seviyorum. Kustuğumda geri doyurmayı çalışmamanı. Hep aynı şeyleri yeniden yeniden saymanı seviyorum. Bugün kaç kirpiğim olduğunu sorsam söyleyebileceğini biliyorum. Huzurlu bir ölümün hayalini kurarken seni de öldürüyorum. Özür dilerim sevgilim, öp beni iyileşiyim.

Haberleri gördün mü? Hayır o değil uzun saçlı tecavüzcü. Ben sanırım onu bir yerden tanıyorum, rüyamda görmüş olabilirim sevgilim. Her şeyi öğreniyor beynim durduramıyorum. Rüyam kabus değildi ama.

Gecen bir kabus gördüm; ah dehşet bir şey o görücüyle evlenmiş çocuklarıma pastırmalı omlet yapıyordum kahvaltıya, ama pastırma bendim . Çok da farkım yok ya. Ben pastırma olsam ne yapardın? Ben seni yemezdim. Belki de pastırma yememeliyiz ya hepsi birer intiharımsıysa? Sosislerde ölümsüzler.

Bir daha asla pastırma yemeyeceğim. Eğer yersem beni benzinle yıka. Bir şey söyle konuşmamı sevdiğini biliyorum ama ben sevmiyorum.

Neyi seviyorum biliyor musun üzerime çıkıp da gözlerime baktığında. Birkaç saniyeliğine hayat dolu hissediyorum. Dopdolu, anlarsın ya.

İkimiz de deliyiz belki ama beraber öyle güzeliz ki ben şairim sen şiir sen tanrısın ben kul. Gözyaşlarını silmen için derimden bir parça koparıp dahi verirdim. Çok kızıyorum sana beni kendine başladığın için, artık her an ölemeyeceğim için. Keşke hiç tanışmasaydık. Niye tanıştık ki. Keşke hiç dünyanın acısına alışmasaydık. Artık savaşlar midemi bulandırmıyor sevgilim ve bu benim canımı çok sıkıyor. Ölmek için hiçbir sebebim yok. Ancak bir o kadar da yaşamak için hiçbir sebebim yok.

Ne sen mi? Sen de biliyorsun ki sen sebep değil sonuçsun. Niye yanıma geldin o gün? Niye okşadın ruhumu zeka dolu sözlerinle? Sevmiyorum seni bir gram bile, o kadar insansın ki midem bulanıyor göğsünde.

Kızma bana. Ya da kız, ne zaman öldüreceksin beni?

3

Yakın, yakında öldüreceğim seni ve o boş sözlerini. Ne çok konuşuyorsun, durmadan çelişki. Anne de sensin çocuk da, sprem de yumurta da, katil de ölü de. Bu ikilemin cok sıkıyor canımı üçülemin olacağım intiharcı. Üçülemin olacağım ve ruhun eriyip yok oluncaya kadar sevmeyi öğreteceğim sana. Gitmek istediğinde kendini benden ayıramayacaksın bir gün. Ve o gün geldiğinde kendini öldürme cesaretini, gücünü, kuvetini ve değerini bulmuş olsan da beni öldürmeye cesaret edemeyeceksin. Sonsuza dek bana hapissin intiharcı.

Gözlerimin içine bakmasan da ben hep seninkine bakıyorum. Yüzüne karşı okumasam da sana sarhoş şiirler yazıyorum. İndirmezsen o halatı boynundan, burda bitiririm kendimi.

Varlığını kabul etmeden ölemeyeceğini bilen sen, varlığını kabul etmeyi ne zaman başardın? Başaramadın İntiharımsı. Yalancısın sen de, yalan söylememek için milyonlarca takla atsan bile. Kendine söylediğin yalanların haddi hesabı yok. İkimiz de biliyoruz beni sevmediğini- ama seveceksin, yakın. Gerçekten sevdiğin gün, gerçekten öleceksin. Çok kuruyacak dudakların ama bir ceşme bulamayacaksın. Kimse istemeye gelmeyecek seni. İstenmediğini bu kadar çok fark eden ve hisseden biri için çok fazla görücü geçmişin var.

Güzel değilsin intiharcı ama alımlısın. Ölüm gibi kıvıra kıvıra yürüyor arada bana çelmeler takıyor, üzerine düşürüyorsun. Şikayetçi değilim çok güzel gülüyorsun. Ölü bir bedende doğmuş canlı bir ruh. Hepimiz öleceğimizi biliyoruz ama bir sen bunu büyük bir olaya çeviriyorsun. Kim bilir kaç kişi ölümden döndü bilmeden, kafanda kuruyorsun. Sen çocukluğunu bile bilmiyorsun, ruh hastası babanın anlattığı bir hikayeye takılıp kalmışsın. Hep aynı yerde sayıklıyorsun; apartman, yer yumuşak kalp. Kalbin dışarıda olduğundan ne kadar haberdersin? O ceşmeye sırf seni görmek için gittiğimi ne zaman fark edeceksin? Gaqöğüslerinin büyümesine ne zaman izin vereceksin? Çok soru sormam lazım sana ama sen sana sorulan sorular senin değilse sevmezsin. Aklın bir karış havada. Gözlerime bakmaman beni çok sinirlendiriyor, kafanı ezmek istiyorum bazen. Ya da öpe öpe öldürmek eğer öyle bir ölüm varsa intihar olursun bu sefer. Ya da cinayet. Benim cinnet olduğumu ne zaman fark edeceksin? Ben senin gibi değilim, kendi halimde ölemem. Öldürmek isterim ama ölmem. Benim ellerimde hem nasırlar hem de renkli ojeler var. Ben senin aksine durmadan ama durmadan gözlerine bakıyorum intiharci. Sen bir kere benim baktığım gibi baksan gözlerime, cinnetim boşalır üzerimize. Bakmıyorsun ama, görmüyorsun bedenimi; İnsan olduğumu bildiğinden dahi şüpelerim var, oysa ne güzel giyinmiştim. Hiç sevmiyorum sevmeyi. Benim gibi bir ceset için utanç meselesi.

Hayatta olmam zaten yeteri kadar utanç verici değilmiş gibi. Sanki yaşayacak bir sebebim varmış gibi. Neden ölmediğimi sık sık soruyorum kendime. İntihar girişimimin başarısız olmasının bir sebebini arasam da senin gibi, tek sebebin beceriksizliğim olduğunu biliyorum. Rüyalarımda hep ölümü görüyorum. Bir gün ölümle gerçeği karıştıracağım ve o gün öldüğüm bilgisine bile kavuşamayacağım.

4

Senin zihnindeki hastalıklı düşünceleri ben durmadan rüyalarımda görüyorum. Deli olduğumu biliyorum ama bundan daha büyük sorun rüya ile gerçeği ayırt etmekte sıklıkla zorlanıyorum. Sen çok konuştuğun için yazacak vaktin kalmıyor tabi. Böyle olunca senin sızlanmalarını ben yazıyorum. Defalarca kana buladım kalemimi mürekkep yerine. Defalarca hırsa buladım aşkımı, sevgi yerine. Kaç sevgili öldürdüm ben. Sen bunu bilmezsin tabii, ölmek fikri o kadar çelmiş ki aklını, öldürmenin güzelliği kaymıyor zihninin merdivenlerinden.

Bir öğrensem nasıl ölünülür öldürmeden, nasıl yaşanılır silahı kendine döndürmeden. Tövbeliyim, ama sen bunu da bilmezsin tanrılar bile bilmiyorlar. Çünkü henüz suçumu görmediler. Günahım ortada ama günahın suçluluğuna henüz eremediler.

Dünden beri aklımda aynı düşünceler. Beni öldürmen lazım. Nasıl öğretirim sana sevgili öldürmeyi bilmiyorum. Kendi nasıl öğrendiğimi hatırlamaya çalışıyorum. Her şey bulanık. Beni o kadar arzula ki ne istediğimi umursamadan bir sefer de sen beni sik istiyorum. Kelepçe ile sırt üstü bağla beni yatağa, ve canım vücudumdan çıkıncaya kadar... Ama bir dakika, yine unuttum sol kolumun yokluğunu.

Yokluğun, yokluğu, varlığın, yokluğundan hep daha ağır. N’olur tanrılar bana gerçek bir yokluk bağışlayın! Sağ kolumu değil canımı alın! Külüm bile kalmasın geriye çünkü hala bir cevabım yok o soruya: Kül yenir mi? Belki de denemeli.

Kafamı vurduğum duvardan ufak tozcuklar döküldü üzerimize. Teyemmüm aldım dökülen duvar parçalarıyla. Ama unuttun mu kolum yok. Ne ifade eder ki? Yakamdan tut ve as beni tavana. Defalarca tutuklu kaldım sancı dolu anne karınlarında. Annemler sandı ki sancı doğum sancısı: oysa hepsi benim sancımdı, ölüm sancısı.

Bir kere öldürmeyi tadınca ölmek yaraşmıyor insana. O yüzden öldürülmem gerek, o yüzden bir intiharcı buldum sokağın karşısından. Saçlarımın arasında gezdirdi parmaklarını saatlerce. Bir şekilde kemikleri hep 48 çekiyor. Hangi mevsim bilmiyorum. Başım dönünce, dudaklarını dudaklarımda arıyorum. İçimdeki nefreti sana boşaltmadan uyuyamam. Boşaltmazsam yine katil olacağım. Kimi öldürürüm henüz bilmiyorum, çünkü ben oldum olası yaşamak isteyen sevgilileri öldürdüm, ölmek isteyeni öldürmek çok anlamsız. Ölmek isteyeni öldürmek çok tarafsız.

Tanrılardan bile iyi biliyorum aklındaki düşünceleri. İntiharcının düşüncelerinin hepsini bundan yüz yıllar önce, biz daha göçebe bir medeniyetken kazıdım tabletlerin üzerine. Tanrılar daha doğmamıştı ve kullar henüz abdest almazdı. Ama artık devir farklı, bir kola daha ihiyacım var.

Ne medeniyetimiz kaldı, ne göçebeliğimiz. Tek oda bir salon. Evimizin duvarları beyaz ve florasan lamba gözümü alıyor. Ama böylesini seviyorum. Böyle olunca izlendiğimi hissediyorum, kötülüğümü salmaktan biraz da olsa çekiniyorum. Sen sevmiyorsun evimizin perdesizliğini- çünkü biliyorum sen o evlerin içerisine bakanlardansın. Hiç görmek istediklerini gördün mü?

Sen ne görmek istediğini bilmeyenlerdensin. Ölümü istemenin tek sebebi seçim yapmaktaki acizliğin, beceriksizliğin. Gerçek acıları tatmadığın için ölüm hakkında konuşurken bu kadar özensizsin. Ne kadar sana intiharcı diye hitap etsem de sık sık ölümden korktuğunu görüyorum, o kaçırdığın gözlerinde.

Medeniyetimiz kalmamış. İki canlı nasıl cansızlığı bu derce arzular aklım almıyor. Bu fizik kurallarına aykırı ama ben yok olmak istiyorum.. İsteklerim asla tamamıyla karşılanmayacak biliyorum. İşte tam da bu yüzden bacaklarımı dar yırtık pantolonlarla gizliyorum. Beni o kadar arzula ki, pantolonumu paramparça et bir daha giymem gerekmesin istiyorum. Kimselere anlatmadım bu pantolonun hikayesini bir ben bir de tanrılar biliyor. Tanrılar kimlerle konuşuyor?

5 yırtık pantalon

Sokakta yürüyordu, aklınca kendine bir oyun kurmuş adımlarını sayıyor ve her beş katlarına geldiğinde daha büyük bir adım atıyordu. Bu insanlar can sıkıntısı ile baş etmek için her şeyi yapıyorlar. Zavallılar.

Biz cennetimizden şeytanı hiç kovmadık. Tam da o yüzden dünya bu halde. Can sıkıntısını kovduk cennetten. Can sıkıntısına katlanan insan ne iyilik yapıyor ne kötülük. Böyle olunca ne tanrılığın zevki çıkıyor ne şeytanlığın.

Şeytan bir gün kapımıza geldi ve bizden can sıkıntısını öldürmemizi istedi. Bir masa kurduk, bardaklarımıza günleri doldurduk. Şeytan kezzabından bir yudum aldı ve konuştu "Can sıkıntısını öldürmezsek eğer, insanlar hep ağaç gibi yaşayacak, onlar hiçbir şey yapmadıklarında onları zorlayacak bir güç yaratın ne olur tanrılar" Biz gözleri irinle dolmuş şeytanın bu halini görünce çok üzüldük. Biz tanrılar bir aradayız ve beraberiz ama o şeytan , yazık bir başına yapa yalnız ve belli ki bu vakit öldüren insanlar onun canını sıkmakta. Kendi can sıkıntısının peşinde koşmakta, ama haberi yok. Oturduk altı kadeh içtik. Yedinciyi doldurmayı çalışan garsona "uza" yı çektik. Ve dedik ki "tamam şeytan sana bir kardeş yaratacağız" İki kolumuzu sıvadık bir insan yaptık. Öyle bir insan ki öldürmeden yaşayamasın. İnsanın sol kolu yok, çünkü şeytan can sıkıntısından kesip atmıştı. İnsanın kanatları yok çünkü henüz şeytan kadar kanatmadı. İnsana şeytan henüz katil adını atamadı. Beklemedeyiz hepimiz. Minik şeytanın büyümesini, izlemedeyiz.

.

Sevgilisiyle buluşan insanımsı henüz heyecanlı. Heyecanını tanımlayamıyor ancak annelerinden duyduğu masallardaki gibi, bu heyecan aşk olmalı. İnsanımsı sevgilisinin gözünün içerisine bakıyor ve garip bir yansıma görüyor. İğrenç bir yansıma. Yansıma bir vahiyse korkusu iniyor yüreğine. Bu korku vahiyse de, değilse de, bir vahi kadar güçlü. Bir din kuramaz belki ama ölüm meleğini çağırttırır.

Kana bulanan kıyafetler. Kıyafetler kana bulanınca insanın kimliğiyle hiçbir sorunu kalmıyor. Daha da güzel, eğer o kan başkasının kanıysa. Ama dışarı böyle çıkarsa bir daha öldüremez! Bir panik basıyor insana, öldürememe korkusuyla. Önce gömleğinin yakasını açtı. Havayı yokladı ve derin bir nefes aldı. Tam ellerini saçlarına götürecekken ellerindeki kanları hatırladı. Ucuz yırttık, ona kızıl hiç yakışmazdı.

Önce gömleğini çıkardı sonra sütyenini. Sütyende bir damla bile leke yok ama sütyeni varken kalbini göremezdi. Sutyensiz de göremedi ve kesip attı göğüslerini. Kalbi hala yok… Daha derine inerse ölebilir. Ölürse eğer bir daha kimsecikleri öldüremez.. Pantolonunu da özenle çıkardı, boxerı hala üzerinde ve en büyük suçun silahı içinde.

Biz tanrılar ki; doğumu en büyük suç kılanlarız o yüzden tüm cinsiyetsizleri kötü yarattık. Hamilelikle cezalandırdığımız Meryem öldürmesini bilmediğinden cehennemde sürünmekte. Meryem öldürmeliydi namusuna göz dikenleri, teker teker. Biz ki; yaratmayı insanlara yasaklayanız. Ancak tecavüz aklatır doğum günahını. Allatmak lazım bedenleri ki günahından aklanasınız. Biz tanrılar, hepimiz aynı şeytana gönlümüzü kaptırdık. Şeytan bizim kadar hırslı değil ama biz onu almalıyız.

.

Katilimsi

Biz onu diğerleriniz gibi yaratmadık. Diğerleriniz de çok farklı değil ondan. Biz onu yer yüzünde cinayet saçsın diye yarattık. Şeytan güçsüz, şeytan yalnız, şeytan bir başına kalmış. Buna rağmen dünya kötü halde; çünkü biz bunu böyle istedik. Biz şeytana olan sevgimizi asla gizlemedik. Bu yüzden şeytanın bozduklarını asla düzeltmedik. Ağlayan şeytan, seni görünce içimize dert düştü. Biz ki istediğimizi, istediğimiz gibi yaratan, istediğimizi öldüreniz.

Onu cinsiyetsiz yarattık. Cinsiyetsiz yarattık ki hepinize yakın olsun. Cinsiyetsiz yarattık ki hepinizi siksin. Biz istediğimizi yaratan istediğimizi de deşalayanız. Yol gösterdik ona,kötülüğün yolunu gösterdik. O kötülüğün yolunu bilmeden iyi olmak için kötülüğüyle cebelleşti .İyi olmak için bu kadar çabalaması bile gülünç. İyi ne ki? Biz tanrılar ki; bizim dışımızdaki hiçbir şeyi iyi olarak görmeyiz. Tek iyi biziz, tek güzelse şeytan. Şeytana taptığımızdan tanrılarılığımızdan arınır mıyız diye sormadan edemiyoruz birbirimize.

.

Yedinci günde bir masa kurduk kendimize. Masada oturduk uzun uzun konuştuk şeytana olan aşkınızı birbirimize itiraf ettiğimizde hepimizde aynı aşkın olduğunu ve bir bütün olduğumuzu gördük. Biz tanrılar ki bir bütün olup da, bütünlüğü bozanlarız.

O şimdi yürüyor sokakta sevgilisinden çaldığı pantolonuyla. Evden çıkarken pantolonun kenarı bir çiviye takıldı ufak bir yırtık oluştu. Pantolon dar geliyor ona çünkü yemek yemeyi çok sever, doyduğunu bilmez doyduğunda da yer aç gözlülüktür onun kusurlarından biri de. Açgözlülüğü şeytana bahşettik biz. Eğer doyumsuz olursa daha çoğunu ister. Doyumsuz olursa içindeki boşluğu, fazla yemekle gizler. Doyumsuz olan insanın canı sıkılmaz hep daha fazlasını ister. Daha fazlasını nedir bilmediği için bu kadar mutsuz. Daha fazlasını tatmadığı için bu kadar suçsuz. Her iyi olmak için çabaladığında ahlaksızlık ediyor bize. Çünkü biz onu kötü olması için yarattık. Ama yine de iyi olmaya çabaladığı zamanlar var. Dürtülerini bastıra bileceğini sandığı aptallıkları..

Kaç tane can daha alacaksın? Kaç can daha? Aldığın her canda biraz daha katileşecek. Aldığı her canda daha da kanatacak ve bir gün ona kanatlarını bahşedeceğiz. Ama kanatlarını bahşetmeden önce, kanatlar için çabalaması lazım. Şeytanın binlerce kanatları var.. Çok güzel onun kanatları. O kadar güzel ki gözlerimizi alamıyoruz. Biz tanrılar, şeytanın kanatlarından gözlerimizi alamadığımızdan dünyadaki kötülüğe müdahale edecek vaktimiz kalmıyor. Şeytanın ışıltılı kanatları..

Biz çok hatırlamıyoruz da yokluktan önce varlıkta ne vardı. Biz varlık tanımında kayıplardayız. Yine geçenlerde sorduk birbirimize dedik ki insanı niye yarattık? Hatırlamıyoruz. İnsanı yarattığımızdan beri şeytan aklımızda. Şeytan aklımızda olduğundan beri insan umrumuzda değil. Bir kere tatı öldürmenin zevkini bırakmayacak biliyoruz. Doğasına uygun yaşadığı için onu takdir ediyoruz ama eğer ki… Ama eğer ki en büyük günahı işlerse! Ama eğer ki bir kere de olsun tecavüze bulaşırsa şeytanlıktan ayıracağız. Şeytan bile cesaret edemez o günaha. Şeytan bile cesaret edemez doğurmaya.

Ona çok güçlü timsah dişleri verdik. Timsah dişlerini gizliyor, timsah gözyaşlarıyla ağlıyor, bize dualar ediyor… Tövbe ettiğini duyuyoruz ama duyduğumuzu bilmiyor. Dua ederken hep, gözlerinden timsah gözyaşları döküyor- çünkü biz onu bir timsah gibi yarattık kendisi speriminden kendisini dölleyen türden- ve ona bir gün öyle bir sevgi bahşedeceğiz ki, bu onun en büyük imtihanı olacak. O sevgilideki şeytanlığı görebilecek mi, o sevgiliyi öldürebilecek mi bilmiyoruz ve bu bizim en büyük kumarımız. Biz tanrılar göremeyeceğine oynadık, şeytan göreceğini iddia ediyor; diyor ki *kötülük kötülüğü tanır. Kötüler kötülüğü görür. Kötüler kötüleri sever.* Şeytan sevgi nedir bilmiyor. Şeytan eğer kötülüğü sevseydi, kötü kötüyü görseydi, eminiz ki şeytan bize tapmazdı. Bizi bir sevgili gibi isterdi. O yüzden biliyoruz insanımsının intiharcıyı tanımayacağını. insanımsının intiharcının bir o kadar da kendisi olduğunu göremiyeceğini.

ikisinin de kendisini dölleyebilecek şekilde yarattık. Bu şekilde yarattık ki; birbirlerine gerek duymasınlar. Ama bir arada olduklarında ne çıkar bilmiyoruz. En büyük kumarımız.

Biz tanrılar ki sevaptan önce günahı yarattık. Günaha bulananları, kaynayan tencerelerde kaynattık. Bir günün sabahında uzun uzun birbirimize baktık. Yedinci gündü, dinlenme günü ama bizim aramızdan bir tane var- o tanrıyı sevmeyiz o şeytani bizim kadar sevmez, şeytanı kanatları onun gözlerini almaz sanırım- biz o tanrıyı sevmeyiz. Bize dedi ki yedinci günün sabahında- yedinci günde hiç iş yapılmaz, dinlenmek gerekir biz otururuz ve sadece şeytanı izleriz- ama bir fikir sundu bize. Ama işte bak! Sevap fikrinı biz çok sevdik; çünkü böyle olunca şeytan daha da hırslanacaktı . Şeytanı hırslı görmeye hepimiz bayılıyoruz. Şeytan sevap fikrini duyunca çok sinirlendi başta.

Sevabı öleni yaşatmak olarak kurduk. Doğurmak değil! Öleni yaşatmak, o yüzden intihar edeni gördüğünde durdurmalısın. O yüzden intiharın geldiğini gördüğünde onlara insanlıklarını hatırlatmalısın. Biz intiharcıları hiçbir zaman sevmedik, kurallarımıza uymayan orospular. Biz intiharlarcıları hiçbir zaman istemedik, o yüzden onları kovduk cennetimizden.

Cennetimizden kovduğumuz ilk intiharcı, bir intiharlarcıya yakışanı yaptı, gidip güzel bir adamdan hamile kaldı. Doğmakta olan bebeğin göbek bağı ile boğdu kendisini, ve öylece öldü orda. Göbek bağından hiç kopamayan bebek, asılı kaldı annesiyle. Böylece ilk cinayet gerçekleşti, bir intiharcı yüzünden. Ama oysa biz ona demiştik hamile kalmayacaksın diye. Ama biz ona oysa demiştik sevişmeyeceksin diye. Cehennemine bile almak istemedik öyle özensiz bir kadını. Bir şekilde durmadan intiharcıları yaratıp duruyoruz. Sorunu çözemedik çünkü şeytana bakmaktan vakit ayıramıyoruz. Yedinci gün gelince de dinlenmemiz lazım dinlenmezsek yaşatamayız.

Intiharlarcıların en sevmediğimiz tarafı onu bizim değil, bu sistemin yaratışı. Kötülük mü yaratıyor iyilik mi bilmiyorum ama bir şekilde bir şeylere dayanamıyorlar. Hepsinde de bir kevaşelik var, durmadan doğuruyorlar.

Tam da bu yüzden intiharcı olmasın diye insanımsıyı 2 anneyle yarattık. Bir onun karnında bir bunun karnında durursa bir intiharcı fahişenin onu doğurma ihtimali azalır diye. Sancısına dayanamadı anneleri. Onu gökten indirmeliydik belki de, nerede yanlış yaptık bilmiyoruz. Şeytana bakmaktan vaktimiz kalmadı. Ama şeytan ona doğduğumuz kardeşe çok sevindi. Her haftanın başında geliyor bize ve kardeşinden bahsediyor. Diyoruz ki ona biz zaten onu izlemekteyiz merak etme, her şeyini görmekteyiz helak etme. İnsanımsı şeytanımsı, şeytan kadar güzel olmasa da onun güzelliğini barındırıyor. Ne yapalım bize karşı koyandan gözlerimizi alamıyoruz biz de.

Biz fizik kurallarını yaratırken bu kurallara bizim de tabi olacağımızı bilemedik. Bilseydik yaratır mıydık? sanmıyorum. Ama yarattık.

Fizik kurallarını yarattığından beri zıt kutuplar çekiyor bizi. Fizik kurallarını yarattığımızdan beri tanrılığımızın kimyası da bozuldu bir o kadar. Ve bozulan kimya homojen bir karışım. Ayrılamıyoruz aşkımızdan.

6

Pantalonumda tam 10 delik var. Pantalonumdaki 10 deliği saymadan edemiyorum. Bir onbirincisini ekleme istenci ile doluyorum. Durmadan sayıyorum; bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuzon. Dokuz ve on u hep beraber sayıyorum. Çünkü art arda iki can aldım. Ve o zaman ki anladım ben aynanda iki can alacak kadar şeytan değilim. O günden beri düşünüyorum, nasıl öldürmeden yaşayabilirim? Öldürmeden yaşadığım her gün, ölüme daha da yaklaşıyorum. Öldürmeden yaşadığım her gün, yırtık pantalonum daha da bol geliyor, iştahım kaçıyor, yiyemiyorum. Bir intiharcıya dönme korkusu var hep aklımda. Ama biliyorum hiç ihtimali yok. Ben hem cinnetim, hem cinayetim ama intihar olacak kadar aciz değilim. Ben kurban olamam.

İçimdeki cinnetin sebebi belki de beni doğurmak istemeyen iki annemdir. Hırsım coşar gezer durur üzerlerinizde. Yapıştığımı bırakmam ben. Rahmine düştüğüm gün lanetlendi annelerim. Ben ne istersen o olur, annemleri önemsemem. Anne ben düşmem! Yapıştıklarımı bırakmıyorum, bıraktıklarımdan ayrılmıyorum. Hep aklımdalar, onları unutmuyorum.

İntiharcıyı düşünüp duruyorum ama intiharcının intiharcı olması çok canımı sıkıyor. Aptalca sözleri, o güzelim gözleri… Bakmıyor gözlerime hiç, göz teması kurmuyor. Çok öfkeliyim kaçak gözlere.

Eğer bir gün, gözlerimi kaçırırsam bileceğim, o gün intihara yaklaşacağım. Bir şekilde gözlerimi asla kaçıramıyorum. Gözlerimi kaçırırsam, kontrolü kaybederim. Gözlerimi kaçırırsam, intiharcı olabilirim. Ama intiharcılar intiharcıları sevmez. İntiharcı beni sevmezse, kendimi görmem ben. Kendimi görmezsem bir daha asla öldüremem.. O yüzden muhtacım onun sevgisine.. Onun sevgisi sevgi değil biliyorum. Benden korktuğunu her hareketinde görüyorum. Ama beni sevecek. İsteyip de elde edemediğim hiçbir şey olmadı.

Ama istediklerimden bıktım. Öldürmek istemiyorum... İstiyorum ama istemeyi istemek istemiyorum. Nasıl durdurulur bilmiyorum. Pantalonumdaki o onbirinci yırtığı görmek istiyorum. O yüzden intiharcı öldürmeli beni! Bana tecavüz edip, ölünceye kadar sikmeli ve pantalonumu böylece paramparça etmeli. Beni öldürmesi lazım. Pantalonumdaki onbirinci yırtık diğer deliklerle birleşir. Belki bu şekilde öldürmenin günahından aklanabilirim.

Tanrılar dualarımı hiç duymuyorlar. Tanrılar ne kadar kötü olduğumu görmüyorlar.

Ölüyormuşum gibi hissetmediğim sürecede öldürmek istiyorum. Öldüremediğim sürecede, azaldığımı hissediyorum. Nasıl yapılınır bilmiyorum. Her şeyi yapabilirim sanmıştım, kendime böyle bir tanrılık adamışım. Öldürmemim tek sebebi öldürmek istemem sanmıştım. Ama öldürmeyi istememeyi başaramamak çok kırdı gururumu. Gururumun kırıkları çok sivri onlarla kalbimde yaralar açtım. Kalbim hala atmıyor ve göğüslerim olmamasına rağmen göremiyorum onu. Daha derine inmek için oysam da derimi, sadece daha kalın kabuklar bağlanıyor kalbimin üzerinde. O kabuğu yarmak için daha sivri bir bıçak lazım. Ancak eğer zamanımı bıçağımı bilemeye harcarsam, intiharcıya ayıracak vaktim kalmayacak. İntiharcıyı gözümden kaçırırsam kontrolsüz bir intihara bulanacak. Başarısız bir intihara bulanırsa, çok öfkelenirim. Başarısız bir intihara bulanırsa onu orda öldürebilirim.

Ama intihar etmeyi bile beceremeyen birini öldürmek çok anlamsız. İntihar etmeyi bile beceremeyen birini öldürmek fazla cömertce. Bunu istemiyorum, bu kadar cömert değilim. Kimseye istediğini vermeyeceğim. Kimseye! bu intiharcı bile olsa.

Ben intiharcı kadar intiharımsı değilim. Ben intiharcı kadar ölümlü değilim. Fazla yaşamsıyım sanırım, bilmiyorum. İnsansı olmak hakkında ne hissettiğimi tam tanımlayamıyorum.

Düşüncelerim bölündü intiharcının gelmesiyle. Geldi ve üzerime uzun uzun uzandı. Bu gün intiharcı ilk kez acımış. Bugün intiharcı kilolarca yemiş, ezildim altında. Daha çok yese de ezilip ölsem. Belki böyle ölürsem arınırım günahımdan.

İçimdeki sonsuz kötülük. Öldürmediğim her gün daha da büyüyor. Ve şunu biliyorum; 10.cu cinayetimi işlediğim gün, daha iyi biriydim ben. Bugün öyle değilim. Sevgili öldürmeyi çok özlüyorum. intiharcının gözlerinde aynı yansımaları görmüyorum. Sevgili öldürmeyi özlesem de sevgilimin ölmek istemesi kabul edilinemez.

İntiharcı son günlerde keyifli. “İyileşiyor sanırım” diye düşünmeden edemiyorum. Bu durumda öldürmek gerekir ama yine de emin olamıyorum. Karnım daha da büyüyor her gün ve yüzyıllık hayatımda ilk kez korkuyorum.

Sırtımda bir ağrı hissediyorum. Belki de hep üzerimde uyuyan intiharcının ağırılığı artık kemiklerime yüklenmekte. Ben sanardım ki sırt ağrısı yapan tek şey göğüslerdi. Anında kurtuldum göğüslerden bunu fark edince. Ama kemik ağrısı farklı, derim parçalanıyor.

İntiharcıya dedim geçenlerde" dokun sırtıma, tarif et bana." Etti ama yine bakmadı gözlerime. Sinirlendim, çıktım odamdan. Mutfağa geçtim bir sigara yaktım. Neye öfkelendiğimi bile anlamadı aptal.

İntiharcılar bir o kadar salak olurlar. Bu kadar salak olmasalar intihar etmesini becerirler. Bu kadar salak olmasalar aptalca sebeplerle intiharı istemezler. İntiharcılar ölmek istemez sadece yaşamı seçmek için fazla yetersizler. Ölümü gerçekten isteseler bu kadar tutkuyla intiharı dillerine dolamazlar.

Sırtımdaki ağrıyla birlikte kanrım da büyüyor her gün. Ama kabul edemiyorum hamileliğimi. Çünkü bunu kabul etmem mantıksız, “kimden hamileyim ki? Erkekler hamile kalır mı?” diye soruyorum kendime. Sonra “erkek miyim?” diye soruyorum kendime. Bildiğim tek şey insan olduğum. İnsan olduğum kadar da şeytan olduğum. Ama intiharcı için tanrı olmaya çabalıyorum. Bu yüzden de durmadan başarısızlığa uğruyorum. Bu yüzden eskisi gibi değilim.

Karnım çok büyüdü, eğildiğimde bacaklarımı göremiyorum. Pantalonumda göremediğim yırtıklardan biri çok canımı sıkıyor. O yırtık hala orda mı bilmiyorum. Bu yüzden her gün saat 8 de intiharcıya pantalonumdaki delikleri saydırıyorum. Saydıktan sonra diyor ki “çıkar pantalonunu yıkayayım.” Diyorum ki “hayır hiçbir anlamı yok” yıkatmıyorum ona.

İntiharcı yarın hayatta olacağının inancında olmadığını söylüyor bana. Diyor ki “ben yakında kendimi öldüreceğm ve seni bir başına bırakacağım. Çok mahcubum sana. Seni sevdiğimden kendimi öldüremiyorum.” Yarın kendini öldüreceğini söyleyip ertesi gün için çamaşılarını yıkıyor. Eskiden ben de temiz giysiler giyerdim oysa.

Takılarım hep aynı kalıyor. Boynumdaki zincirler hep aynı zincirler. Yenisini istesem de, yok… Eğer bir sol kolum olsaydı, sol koluma çok güzel takılar takardım ama eski takılarımı değiştirmek istemiyorum. Değiştirirsem unuturum sanıyorum. Bir sol kolum çıkarsa bir gün, tam üç tane bilezik takacağım; Biri ölüm, biri yaşam biri de intiharcı uğruna. Ama sol kolum yok ve sağ kolumdakileri çıkaramam. Eğer sağ koluma daha fazlasını yüklersem de o ağırlıkla kolumu kaldıramam.


0 Kudos

Comments

Displaying 0 of 0 comments ( View all | Add Comment )